Eğitim Sen tarafından kaleme alınan ''FATİH Projesi Yeni Şüphelerle Gündeme Geliyor'' başlıklı yazı.
Fatih (Fırsatları Artırma ve Teknolojiyi Geliştirme) Projesi AKP’nin seçim öncesi popülist politikalarından biri olarak gündeme gelmişti.

Bu devasa proje sadece, eğitimde varolan ve derinleşen devasa sorunların süslü söylemlerle hasır altı edileceği anlamına gelmiyordu. Proje uygulamaya konduğu ilk 3 yıl içinde 614.364 dizüstü bilgisayar ve projeksiyon cihazı ile 38.688 çok amaçlı fotokopi makinesi ve akıllı tahtanın tam 40.000 okulda kullanılmak üzere satın alınmasını öngören ve 1.5 milyar TL’ye malolacağı söylenen akıllı sınıf projelerini hayata geçirecek dev bir ihalenin de
habercisiydi.
Proje gündeme geldiğinden beri yaptığımız açıklamalarda;
*Öğretmen açığı 150.000’i bulmuşken, bütçe yetersizliği gerekçe gösterilerek yeni atama yapmaktan kaçınılırken ve sınıf mevcutları çoğu yerde 50 kişiyi geçiyorken elektronik öğrenme sistemlerine geçmenin ilerletici bir yöntem olmadığı, bu sistemin verimli olmayacağı,
*Okullarda temel fiziksel donanımlarda (sıra, ders araç gereçleri, laboratuar, bilgisayar laboratuarı, spor ve sanat olanakları) eksiklikler ortada duruyorken elektronik tahtanın ihtiyaç olarak tespit edilmesinin abesle iştigal etmek olduğu,
*Okullar yıllardır kendi yağları ile kavruluyorken ve hizmetli istihdamı, temizlik ve ders malzemeleri, ısınma gibi birçok temel ihtiyaç için velilerden para toplanıyorken, böylesi büyük bir yatırımın akıllı tahta ve dizüstü bilgisayara yapılmasının öncelikli olamayacağı,
*Böylesi bir değişikliğe gidildiği varsayılsa bile, öğretmenlerin ve öğrencilerin tamamen farklı olan bu sisteme geçip geçmemeye hazır ve istekli olup olmadıklarının bilinmediği,
*e-öğrenmenin pedagojik boyutu ve ülkemizdeki etkinliği ile ilgili hiçbir ciddi araştırma ya da çalışma yapılmamış olduğu gibi noktalara dikkat çekmiştik.
Tüm bu cevaplanmamış sorulardan şu soru çıkıyordu:
Öğrenciler ve öğretmenler için gerekliliği şüpheli olan bu proje kimler için gerekli? Daha önce de 2006 yılında Fen ve Teknoloji dersinde kullanılmak üzere 19 milyon dolarlık laboratuar malzemesi ihale yapılmadan Bilgi Eğitim, Meteksan, GNC makine ve Prodem şirketlerinden alınmıştı. Ne yazık ki dün basına yansıyan haberler bu sorununun cevabına ilişkin şüpheleri artırır nitelikteydi. Haberde, açıklanan ihale şartnamesinde betimlenen tahtanın, şartname açıklanmadan 20 gün önce Vestel firmasının geliştirerek patentini aldığı akıllı tahta ile tamamen aynı özellikleri taşıdığı söyleniyordu. Dolayısıyla ihaleye giren diğer firmalar ihaleyi alsalar bile Vestel’e patent ücreti ödemek durumunda kalıyordu. Üstelik de Vestel’de söz konusu akıllı tahtayı tasarlayanlardan birinin de Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Teknolojileri Genel Müdür Yardımcısı olduğu ifade ediliyordu. Kısacası, ihalenin kimin için açıldığının en baştan belli olduğu bir durum tarif ediliyordu. İhaleyi Vestel’in alması üzerine diğer firmalar tarafından Kamu İhale Kurumu’na başvuru yapılmıştı. Milli Eğitim Bakanlığı ise yaptığı yazılı açıklamada kurumun bu şikâyeti incelediğini ve uygun bulmadığını, akıllı tahta ihalesinin usulüne uygun olarak onaylandığını söyledi.
Henüz proje gündeme geldiğinden beri akıllara düşen sorulara hala tatmin edici yanıtlar verilmemişken, böylesi iddiaların gündeme gelmesi Milli Eğitim’in bu popülist projesini daha da şüpheli hale getirmiştir. Çocuklarımızın eğitim süreçlerinde gelişen teknolojilerden faydalanmasının gerekli olduğuna biz de inanıyoruz. Eğitimde devasa sorunlar varolmayı sürdürürken gerekliliği şüpheli böyle büyük bir yatırımın, usulsüzlük iddiaları ile birlikte gündeme gelmeye başlaması dikkat çekicidir. Eğitim Sen olarak konunun takipçisi olacağımızı ve öğrencilerin ve toplumun ihtiyaçları doğrultusunda gelişen bir eğitim sisteminin savunucusu olacağımızı yineliyoruz.
Eğitim Sen